Abdurrahman Yağdıran

Hakkında:

Abdurrahman Yağdıran, 07.04.1934 tarihinde Adana’nın İstiklal mahallesinde doğdu.

1950 yılında ilk bestesi olan “Ateşli aşkımın sonu gelmeyecek mi” isimli şarkıyı besteledi.

1952 yılının Haziran ayında sözleri Mustafa Malkoç’a ait olan “Hiç kimseyi sevmedim” isimli Saba şarkıyı besteledi. Fakat hiç müzik aleti çalmadan bu besteleri yaptı.

1955-57 yıllarında İstanbul Selimiye Kışlası’nda askerliğini yaptığı dönemde okuma-yazmayı öğrendi, askerlikten döndükten sonra ilkokul diplomasını aldı ve PTT idaresine “Postacı” olarak girdi.

Avni Anıl-Abdurrahman Yağdıran

1959 yılına kadar müzikle seyirci ve iyi dinleyici olarak biliniyor. 1959 yılında Kazım Sanrı’nın teşviki ile Halk Eğitimi Merkezi Müzik Kolu’na girdi. İlk olarak bağlama çalmasını öğrendi. Kazım Sanrı ve Kazım Karaörs’ten faydalandı. Mahmut Akan, Arif Nihat Aka ve Ali Şenozan’dan ders aldı.

1962 yılında Adana PTT İdaresi’nde postacılık yaparken, müzik çalışmalarını birlikte yürüttü ve ilk bestesi olan ” Postacı, postacı canım gülüm postacı” şarkısını besteledi.

1963 yılında Adana Radyosu’nda çalıştı.

1982 yılında PTT’den emekli oldu bestelerine devam etti.

1985 yılında Adana Büyük Şehir Belediyesi Konservatuarı’na girdi. Bu kurumda usul ve makam dersleri verdi.

100 civarında bestesi bulunan Yağdıran’ın 11 bestesi Türkiye radyolarında, plaklarda, TV dizilerinde ve sinemalarda filmlere konu olmuştur. “Bülbül kondu güllere”, “Vicdansız dağlar”, “Elmayı daldanaldım”, “Dam üstünde bir güzel” ve “Damat gel oynayıver” olmakla birlikte en çok söylenenler ise;“Postacı” ve ” Adana yollarında” türküleridir.

Yağdıran’nın yetiştirdiği pek çok öğrenci TRT’de ve Kültür Bakanlığı korolarının saz ve icra heyetlerinde görev  almaktadır. Bunlardan Hasan Öz (Ankara Radyosu Halk Müziği ses sanatçısı), Serdal Küçükçınar (TRT GapTV yapımcısı), Nuray Topak, Mediha Uçar (Kültür Bakanlığı Halk Müziği Korosu)

1959 yılında evlenen Yağdıran’nın Hulusi ve Mukaddes isimli çocukları ve dört torunu bulunuyor.

1. Mayıs. 2004 yılında eşini kaybeden Yağdıran, mütevazi, kibar ve sempatik davranışları ile herkesin  gönlünde taht kurmuştur.

PTT’nin Onur Pulu

Türkiye cumhuriyeti PTT’si değerine takdire şayan bir değer verdi. Senelerce emek verdiği PTT’ nin postacısı Postacı, Adana Yollarında Pamuklar Dallarında gibi daha nice türkülerin bestekarı Abdurrahman Yağdıran’a büyük jest yaptı resmini TC’ nin pulu olarak baskı yaptı.

Postacı Türküsü Dillere Destan Oluyor

4 Haziran 2000 yılında Yeni Şafak gazetesine verdiği demeçte Yağdıran,
1962 yılında bestelediği “Canım gülüm postacı bana yardan haber ver.
Gençliğime sen acı”
dizeleriyle başlayan türküsünün, hala sevilerek dinlendiğini belirtti. PTT`de 25 yıl posta dağıtıcısı olarak çalıştığını anlatan Yağdıran, şunları söyledi: “Benim çalıştığım dönemde telefon dahi birçok evde yoktu. Bir mahallede birkaç evde telefon bulunurdu. Bu nedenle mektubun önemi çok büyüktü. Eşi ya da çocuğu askerde olanlar, çalışmak için başka şehirlere gidenler, postacının adeta yolunu gözlerlerdi. Bu da bana ilham verdi. Ve bu türküyü besteledim. İnsanlara sevdiklerinden haber ulaştıran mektuplarını verdiğimde, sevinmeleri beni mutlu ediyordu.”

Adana Yollarında Pamuklar Dallarında Nasıl Doğdu:

“1963 yıllarındaydı. İstiklal mahallesinde yaşıyordum. Bir bayan, saçları omuzuna dökülmüş, edalı edalı yürüyor. Her kes bakıyor ben de baktım. Kendi kendime yine mırıldandım. “Gel edalı kız, güzel edalı kız…” Böyle başladı türkünün sözleri ve türkü gelişip serpildi.”

“Adana yollarında / Pamuklar dallarında / Allah canımı alsın / Yarimin kollarında

“Gel Adanalı kız / Güzel edalı kız / Adana yollarında /Gezemiyom yalınız

“Gitti pamuk dalına / Sepet almış koluna / Sevdiğim kız geliyor / Hep salına salına

“Ormanda çalı mıyım? / Çalının dalı mıyım? / Adanalı dururken? /Yabancı alır mıyım?…

“Gel Adanalı kız / Güzel edalı kız / Adana yollarında / Gezemiyom yalınız…”

Türküyü ilk kez Nurettin Dadaloğlu söyleyecek ve Halit Arapoğlu meşhur edecekti.

Adana yollarında Türküsü Ayhan Işk’ın oynadığı “Kızın Var Mı Derdin Var” filminde okundu. Ayrıca Ferdi Tayfur’un oynadığı 2 filmde okundu. Postacı türküsü ise Zeynep Değirmencioğlu’nun oynadığı “Ayşecik, Boş Beşik” filminde okundu.

İboş Ali Ağa İle Tanışma

“Hey Onbeşli” türküsünü konuşurken İboş Ali Ağa ile bir kere karşılaştığını anlattı:

“Bir gün Diş Doktoru Çetin Özülkü’nün muayenehanesinde oturuyorduk.  Ali İboş Ağa, içeri girdi. ‘Çetin Bey kim?’ diye sordu. Çetin Hoca ‘Benim’ deyince devam etti. ‘Ben İboş Ali’yim. Yeni bir türkü besteledim. Sizde çok iyi nota biliyormuşsunuz. Bunu bana notaya alır mısınız’ dedi.

Bu durumu fırsat bilen ve dillerde dolaşan “Postacı” türküsü ile tanınmaya başlayan Üstat hemen kendini tanıtmış. O günü aynı heyecan ve mutlulukla anlatıyordu.

Çok kısa bir zaman sonra İboş Ali Ağa hakkın rahmetine kavuşmuştu. Üstat, Çetin Hoca’nın yanına gittiğinde Çetin Özülkü: “Gördün mü Abdurrahman Bey, İboş Hoca’ın türküsünü notaya aldım ama dinleyemeden hakka yürüdü” demişti. Bu türkünün adı “Sarı Kavun Dilimi” idi.

Mualla Mukadder’i Tanımak

Yağdıran, getirdiği fotoğrafı gösterdi. 1953 yılında Mualla Mukadder’in Adana’da sunacağı konserden önceki provanın fotoğrafı. Kimler yok ki; Udi Ahmet Gülşen, Klarnet Ali Bakır, Udi Mahmut Soyarslan, Kemani Galip Ongül ve alt sağ köşedeki genç Abdurrhman Yağdıran.

Adana’da konser için gelen sanatçıları anlattı: Sevim Tanürek, Şükran Ay, Mustafa Sağyaşar, Eyüp Uyanıkoğlu Ulus ve Emirgan Aile Çay Bahçesi’nde sahne alırlarmış.

Kreşendo nedir?

Üstat, kendi üzerinde en çok emeği geçen hocaların Mahmut Akan ve Arif Nihat Aka olduğunu anlattı. İkisi de son derece disiplinli hocalarmış.Mahmut Akan, müzik çalışmaları sırasında konuşan olursa çalışmayı keser ve duvardaki “Saz başlayınca söz durur” yazısını gösterirmiş. O kadar bir sert duruşu olurmuş ki, ders sırasın çıt sesi çıkmazmış.

Arif Nihat Aka, öğrettiğinin aynen uygulanmasını istermiş. Bir gün musikide kreşendo konusunu işliyormuş. Ertesi hafta tekrarını isteyince Abdurrahman Yağdıran çalışmış olduğu için söz almış ve anlatmış:

“Kreşendo, sesi hafiften kuvvetliye götürür” demiş. Arif Hoca, sinirlenmiş:

“Benim öğrettiğim gibi anlatacaksınız, kreşendo sesi hafiften kuvvetliye tedricen (azar azar) götürür”. Burada tedricen sözünü eksik olması bile onu rahatsız edermiş.