Şaban Gen

Şaban Gen, 1942 Yılında Adana’nın Ali Dede Mahallesi’nde ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya geldi.  Çocukluğu Ali Dede ve Hürriyet Mahallesi’nde geçti. İlkokul yaşı gelen küçük Şaban evlerine en yakın olan 29 Ekim İlkokuluna gönderildi.

Bir gün öğlen vakti okuldan eve geldiğinde ninesi; “Şaban, şu hazırladığım yemekleri, Sipahi Pazarı’ndaki amcana götür” dedi.

Amcası Sipahi Pazarı’nda çeşitli eşyalar satan, dükkânında Bağlama, Ud, Cümbüş, darbuka gibi müzik aletlerini de bulunduran bir esnaftı. 

Öğlen yemeğini amcasına götürdü.  Götürdüğü yemeği birlikte yediler. Yemekten sonra amcası ona bir tembih de bulundu. “Bundan sonra her okul çıkışı, buraya gelip bana yardım edeceksin” dedi.

 Onun için amcanın buyruğu emirdi. O günkü geleneksel aile yapısı da bunu gerektiriyordu. Küçük Şaban bu geleneğe uyarak amcasının dediğini yapacağına dair söz verdi.

Dükkândaki eşyalar arasında, Şaban’ın en çok ilgisini müzik aletleri çekiyordu. Fırsat buldukça çekinerek de olsa arada bir bağlamayı eline alıyor, tıngırdatmaya çalışıyordu.

Hüseyin Arapoğlu bağlamasını akortlar sonra da vurur tellerine. O çaldıkça küçük Şaban büyülenir. Baba Hüseyin Arapoğlu’nu ve darbukayla eşlik eden küçük Halit’i can kulağıyla dinler.

Çalıp çığırmayı duyan komşu esnaf ve gelip geçenler, neyin nesi diyerek toplanırlar. Fakat mini konser çabuk biter. Konser bittikten sonra küçük Şaban geleneğe uyarak eline bir şapka alır, izleyicilerden bahşiş toplar. Üstat Hüseyin Arapoğlu’na verir.

Bu davranış küçük Halit’in ve baba Hüseyin Arapoğlu’nun çok hoşuna gider. İşte bu güzellik, aralarında bir gönül bağının oluşmasını sağlar. Olaydan çok etkilenen küçük Şaban o gün sabaha kadar uyuyamaz. Yaşadıkları gözünün önünden bir film şeridi gibi geçer. 

Sabah ilk işi bağlama alması için babasına koşmak olur. Baba çok otoriter ve sert mizaçlıdır. Fakat oğluna da oldukça düşkündür. Zira Şaban evin tek oğludur. Baba yapı olarak, saz çalıp türkü söylemeye karşı olmasına rağmen, oğluna olan düşkünlüğü, onun dileğinin yerine getirilmesini sağlar.

Şaban’a Hurmalı Mahallesi’ndeki Adana’nın ünlü bağlama yapım ustası, Urfalı Yusuf Usta’dan sapı sedef işlemeli bir bağlama alır. Dünyalar küçük Şaban’ın olur. O gün bağlamasını elinden hiç bırakmaz, gece sevincinden bağlamasıyla kucak kucağa yatar.

Halit Arapoğlu ile de sık, sık buluşur. Halit’in Babasının yanına giderek, bağlama çalmanın tekniklerini öğrenir. Örnek aldığı ustası, Hüseyin Arapoğlu’nun etkisi küçük Şaban’da hemen kendini gösterir.

İlk sahneye 10 yaşında, Adana Büyük Şehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda, Adana’nın usta bağlamalarından Ali Limoncu’nun teşviki ve desteği ile 1952 yılında çıkar.

Bu arada ilkokul bitmiş, amcası ile babasının ortak çalıştırdığı, Saydam Caddesi girişindeki beyaz eşya satan Gen Ticaret’te, satış işlerine yardım etmektedir.   Dükkânda beyaz eşyanın yanında, bisiklet ve motosiklet de satılmaktadır. Parçalar halinde dükkâna gelen motosikletlerin montajını, zamanla öğrenen küçük Şaban tez zamanda usta olur.  Montaj işini severek isteyerek yapmaktadır.

Bağlama çalmada hayli maharet kazanmış, Şaban Gen olma yolunda çok yol kat etmiştir.  Montajlarını yaptığı BMW motosikletlere binip gezen, şık giyinen, bağlama çalan filinta gibi delikanlı olmuştur.

Askerliğini İskenderun 39. Tümen’de yapar. Askerlikte de musikiden kopmaz, tümenin bandosunda tenor saksafon çalar. 1964 yılında terhis olur. Çok sevdiği Adana’sına ve sevenlerine yeniden kavuşur.

Askerden yeni gelmiş olan Şaban Gen, bir akşam eski müzisyen ve solist arkadaşlarının sahne aldığı, tarihi vilayet binasının karşısındaki, Ulus Parkı’nın içinde bulunan, Piknik Aile Çay Bahçesi’ne gider. Onu gören eski arkadaşları etrafına toplanır. Sohbet, muhabbet derken, hareketlilik orada bulunan Selahattin Sarıkaya’nın dikkatini çeker. Sarıkaya Şaban Gen’i tanıyor ve bağlama çalmasını beğeniyordur. Yanına çağırır. Hoş beşten sonra;

“Şaban bak oğlum, sen askerdeyken Adana’da çok şey değişti. Adana İl Radyosu kuruldu. Bende radyonun, Çukurova’dan Sesler Topluluğunun koro şefiyim. Sana ve bağlamana radyoda ihtiyacımız var” der.

1965 yılında Adana Radyosu Çukurova’dan Sesler Topluluğu’nda, (Soldan) bağlama Halit Arapoğlu, bağlama Şaban Gen, darbuka Şarlo Cemil ve solist Canan Işık.

Böylece 1964 yılının sonunda yeni kurulan Adana İl Radyosuna ilk adımını atar. Radyodaki Çukurova’dan Sesler Topluluğu’nun ses ve saz sanatçıları arasına girer.

Radyo sayesinde ülke genelinde tanınan usta bir bağlama sanatçısı olur. Nida Tüfekçi, Osman Özdenkçi gibi ustaların yaptığı sınavlarda başarı gösterir.

Şaban Gen toprağına ve dostlarına sadık bir kişiliktir. Öyle basit bir olayda arkadaşlarına yüz çevirecek insan değildir. Onun için turnelere gitmeye evet demez

O, dostu Fahri Işık’ı hiç yalnız bırakmaz. Fahri Işık nerede ise, bağlamsıyla o da oradadır.  Fahri Işık, İskenderun’da çalışırken bile, Şaban Gen ona eşlik etmiştir.

 Çukurovadan Seler Topluluğu’nda ses sanatçısı Necla Babacan’da sevdalanır.  Gönlünü Necla Hanım’a kaptıran Şaban Gen usta 1967 yılında evlenir.

Şaban Gen Plak ticaretinden sonra, Çakmak Caddesi’nde kuyumculuğa başlar.    Kuyumcu dükkânı da kısa sürede Adana müzik dünyasının uğrak yeri olur.

Günlerden bir gün, o mutlu günlerinin en karasını yaşar. O günü, hayatının en acı günü olarak buğulu gözlerle hep hatırlayacaktır. Tarih 09. 08. 2007’dir. Eşi Necla Hanım, kendi kullandığı arabayla kızı ve torunu ile birlikte, Adana’dan Limonlu’daki yazlığa giderken kaza yapar. Necla Hanım’la torunu trafik canavarının kurbanı olur.  

Eşinin yokluğunu, küçük torununun acısını, 65 yıldır elinden düşürmediği bağlamasının tellerinde arar. Acısını, kederini, eşi Necla Hanım’dan yadigâr kalan dört evladının ve bu evlatlarından 4 torununun sevgisiyle unutmaya, acılarını bastırarak hayatını sürdürmeye çalışır. Artık onun için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Adana’nın en popüler ve sevilen, bağlamanın büyük ustası Şaban Gen’i Adana’lılar ve sevenleri, söz ve müziği kendisine ait olan aşağıdaki türküleriyle hep hatırlayacaklar…

Sulara basma yârim / Ellere yar desem yar bana küser / İndim dost bağına Derman ararken / Koş koş Ayşem / Beni terk ettin ellere gittin.

Kaynak: İsmail Görkem